söylenen sözcüklerin kayda geçirilmesi yöntemidir
Sümer rahipleri yazıyı, tapınak ve depolarda bulunan malları kaydetmek amacı ile kullanmışlardır. Bu kayıtları tutarken bu işlemleri gerçekleştirenlerin isimlerini belirtme sorunu doğmuştu. Bunun üzerine kişi isimlerinin heceler nesne adlarına benzetilerek ilgili nesnenin resimleri çizildi. Kısa zamanda o nesnelerin işaretleri nesneyi değil, o nesnenin adındaki sesleri belirtmeye başladı. Bu şekilde, hecelerin seslerini simgeleyen işaretler kullanılarak kayıtlar tutuldu. Böylece zamanla günlük konuşmaların seslerini belirten işaretler ortaya çıkmış oldu.
Ancak insanlar yazıyı birdenbire öğrenmediler. Önce mağara duvarlarına, kaya ve taşlara yaşadıkları olayları anlatan resimler yaptılar. Bu resimlere çok eski çağlardan kalma mağaralarda bugün bile rastlanmaktadır. Ancak bu resimler tam anlamıyla birer yazı niteliği taşımamaktaydı. Zamanla bu resimlerin gelişmesiyle ideografik yazı şekli ortaya çıktı. Olaylar yine resimlerle belirtiliyor ancak resimler, kendisini değil de anlamını tanımlıyordu. Örneğin bir kuş resmi "uçmak" eylemini anlatmak için yapılmıştı. Kuşu anlatmak için değil. Mısırlılar, bu resimlerle yazının her iki şeklini de genişletip basitleştirdiler. Böylece resimle yazı, binlerce yıl içinde değişe değişe yazıya döndü. Buna hiyeroglif yazısı denmektedir. Mısır hiyeroglifinde üç binden fazla işaret olduğu tespit edilmiştir. Bu yazı resimlerden kurtulamadığı için alfabeye geçememiştir.
Hititler ve Persler, yazılarını kilden tuğlalar üzerine ucu sivri bir çubukla yazarlardı. Onun için yazıları çok ince, çivi biçiminde çizgilere benzerdi. Bu nedenle kullandıkları yazıya "çivi yazısı" adı verilmiştir. Hitit çivi yazısında 419 harf vardır.
Çinliler hiyeroglifleri bütün uluslardan önce kullanmışlardı. En eski Çin yazıları M.Ö. 1766'da görülmektedir. M.S. 200'de ise son şeklini bulmuştur. Bundan sonra bazı mahallî değişikliklere uğramıştır. Ancak, büyük bir değişiklik göstermemiştir. Çinliler bugün de hiyeroglif yazıyı kullanmaktadırlar.
Fenikeliler, Suriye'nin sahillerine yerleşmişlerdi. Ülkeleri tarım bakımından yetersiz olduğundan denizcilik ve ticaretle uğraşmışlardı. Bu nedenle ticaret yaptıkları ülkelerin uygarlıklarını incelemişler ve yaymışlardı. Bunun sonucunda 26 harften meydana gelen bir yazı, daha doğrusu bir alfabe doğdu. Bu alfabe, Yunanistan'dan İtalya'ya geçti. Oradan da bütün Avrupa'ya yayıldı.
Çoğu tarihçiye göre tarih çağları, yazının bulunması ile başlamaktadır. Çünkü insanların yaşadıkları olaylar yazının bulunması ile kayda alınmış ve bu zamana kadar korunmuştur.
Bilenen tüm yazı türlerinin Sümer yazısından kaynaklanmış olması olası kabul edilmektedir. Aynı zamanda yazının bulunması tarihsel çağların başlangıcı sayılmaktadır.
Türklerin kullandıkları yazı sistemleri
Türkler, Müslümanlığı kabul etmeden önce, Orhun yazısı denilen bir çivi yazısını kullanıyorlardı. Orhun Kitabelerini, Danimarkalı Wilhelm Thomson (Vilhelm Tamsın) okumuştur. Bu yazının bulunduğu Orhun Kitabesi, Göktürklerin dört hükümdarına vezirlik yapan Bilge Tonyukuk tarafından diktirilmiştir. Kitabeyi, Yulığ Tigin adında bir Türk prensi yazmıştır.
Türkler üç çeşit alfabe kullanmışlardır: 1.Soğd Alfabesi (İranî) 2.Göktürk Alfabesi 3.Uygur Alfabesi
Türklerin, Müslümanlığı kabul ettikten sonra kullandıkları Arap alfabesi de bir çeşit hiyerogliften gelmektedir. Türkler, bin iki yüz yıl bu harfleri kullanmışlardır. 1928 yılında, Latin alfabesinden düzenlenmiş olan "Türk Alfabesi" kabul edilmiştir.
korku yazıları +18
Bir trafik kazası olur. Genç bir kadın diğer bir genç kadının ölümüne sebep olur. Ama olan olmuştur. Kazada yara da almıştır. Hastaneye kaldırılır. Gece boyunca erkek kardeşi yanında kalmıştır. Kız hiç uyanmadan baygın bir halde uyurken erkek kardeşi de uykuya dalmıştır. Ama bir an bir sesle uyanan erkek kardeş gözlerine inanamamıştır. Çünkü ablasının yatağının altında bir kadın korkunç gözlerle ona bakmaktadır. Hemen kamerasına sarılan erkek kardeş bu kareyi çekip hastane yetkililerini çağırmıştır. Ama yetkililer gelene kadar kız yok olmuştur. Resim incelendikten sonra bu resimdeki kızın kaza sırasında ölen kız olduğu anlaşılır.

komik yazı
-Endoplazmik retikulum nedir?
Arjantinin gelecek vaat eden oyuncusudur.
-Lizozom ve ribozom nedir?
Surinam asıllı Hollandalı ikiz kardeşlerdir.
-İstanbul kaç yılında fethedilmiştir?
Bilmez miyiz hocam: Since 1453!
-Ünlü bir bestekar ismi yazınız.
Beşiktaş Çarşı Grubu
-Eski Roma krallarından birinin adını yazınız.
Eskisi Giannini, yenisi Totti.
-Almanya'nın başkenti neresidir?
Hertha Berlin.
-Ünlü bir Alman sanatçı ismi yazınız.
Franz Beckenbauer
-Sekizli hece ölçüsüne uygun bir mani yazınız.
yer siyah
gök beyaz
şampiyon Beşiktaş
-Büyük ünlü uyumuna uygun bir cümle yazınız.
Pele, Maradona, Zidane ve Puskas maça çıkmış.
-Rusya'dan 4 tane şehir yazınız.
CSKA Moskova, Dinamo Moskova, Spartak Moskova, Torpedo Moskova
-Duyguların belli bir ahenk ve ölçü içinde aktarılmasına ne denir?
Tezahürat
-İki iki daha kaç eder
Hangi 2 konuk takımınsa o fazla eder.
-Dört çarpı üç kaç eder?
Hocam, kasten çarptıysa penaltı eder ama yakın mesafeden çarptıysa devam eder.
-Sıcak renkler nelerdir?
Sadece kırmızıdır ; Gören yanar, kavrulur.
-En beğendiğiniz müzik türü hangisidir?
Statlarda yapılan tezahürat;
-İzmir denince aklınıza gelen üç şey nedir?
Göztepe, Karşıyaka, Altay
sonsuz öyküm
Hayatla mücadelemde saflarımın çoğunu kaybettiğim günlerdi. Birbirinin aynı olan günlerde bana uzatılan her dalı işte beni kurtaracak dal diye hiç geri çevirmeden tutuyordum.
Daha elimi uzatır uzatmaz kırılacağını biliyordum oysa yenilgiyi asla kabullenmeyen beynim, sevmekten hiç yorulmayan yüreğim, alarm zilleri çalıyordu sanki ikisini de kaybetmek üzereydim.
Ben, ben olmaktan çıkıyordum. Bunu fark ettiğim anda bir şey yapamamanın acısıyla gittikçe kabuğuma çekiliyordum. Zevk aldığım hiç bir şey istemiyordum. Ne beklediğimi de bilmiyordum. Bitmeyen geceler, huzursuz uykular, uyanmak istemediğim sabahlar birbirini kovalıyordu.
Geleceğe dair umutlarımın birer birer beni terk ettiği o günlerde sürpriz yaptın sen bana birden çıkıverdin karşıma işte.
Yüreğim yeniden canlanmaya başladı. Nasıl olduğunu unuttuğum gülümseme yeniden yayıldı yüzüme. Kabuğum kırıldı, karanlık dağıldı, umutlar yeşerip içimdeki yerini aldı.
Sabah olsun diye odaları arşınladığımı gecelerin bitmesini istemiyorum artık. Çünkü sen varsın. Seni yaşamak istiyorum.
Yaşadıkça çoğalacaksın. Sonsuz bir keşfe çıkacağım seninle. Her gün yepyeni şeyler bulacağım sende keşfetmekten, seni öğrenmekten hiç bıkmayacağım.
Yastığa başıma koyup gözümü kapadığım da içimi sonsuz bir huzur kaplayacak biliyorum. Aylardır uyuyamadığım uykuları bir çırpıda uyuyacağım. Yürek çarpıntılarıyla dolu karanlık saatler bitecek. Gecemi de gündüzümü de sen dolduracaksın. Senden öncesine ait ne varsa hepsini döktüm denize. Kimselere vermeye kıyamadığım maviyi getirdim sana, al ve yerleştir yüreğine.
Seninle birlikte yenilendiğimi hissediyorum.
Her sabah yeni güne değil, mutluluğa uyanacağım. Her sabah bütün hücrelerimin sanki ilk kez o gün doğmuşlar gibi harekete geçişini hayret ve heyecanla izleyeceğim.
Sesini duymak gücümü artırıyor, tükenmeyecek bir enerji veriyor.
Sen benim için bir şanssın. Hayat her zaman böyle şanslar sunmaz insana. Sunduğunda da bunun değerini bilmek gerek. Ve ben, Hayatın bana verdiği bu şansı sonuna kadar kullanmaya kararlıyım. Bir öyküsün sen artık hep yazılacak ama sonu hiç gelmeyecek bir öykü.












